MEZOPOTAMYA MEDENİYETİ
Mezopotamya, kuzey ve kuzeydoğudan yüksek dağlarla çevrili, güneyden Suriye ve Arabistan çöllerine açık, geniş bir düzlüktür. Varlığını ve önemini, Anadolu topraklarından doğan Dicle ve Fırat nehirlerine borçludur.
Mezopotamya’da tarıma uygun olmayan alanları tarıma kazandırmak için sulama kanalları yapılmış, bataklıklar drene edilmiş ve taşkın sonrası oluşan alüvyon birikintileri düzeltilmiştir. Bu çalışmalar sonucu zamanla köyler gelişerek kent hâline gelmiştir. Böylece Mezopotamya’da ilk kültür merkezleri ortaya çıkmıştır. Kentlerin ortaya çıkması insanlık tarihinde, ateşin bulunması ve tarımın başlamasından sonra kaydedilen önemli bir aşamadır. İlk kültür merkezlerinin ortaya çıktığı, önemli mimari eserlerin oluşturulduğu uygarlıklar, tarihî ve coğrafi koşulların etkisiyle hızlı gelişmiştir.
MISIR MEDENİYETİ
Mısır medeniyeti, Kuzey Afrika’da Nil Nehri ve etrafında kurulmuştur. Etrafının çöllerle kaplı olması diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına neden olmuştur. Bu nedenle Mısır medeniyeti kendine özgü özelliklere sahiptir. Mısırlıların medeniyete geçişinde; neolitik yerleşmelerin varlığı, Nil Nehri ve Mezopotamya uygarlığı etkili olmuştur. Mısır’ın da Mezopotamya gibi, büyük bir taşkın nehre sahip olması, verimli topraklarından yılda iki kez ürün alınabilmesi ve uygun iklim şartlarına sahip olması uygarlığa geçişini kolaylaştırmıştır. Nil Nehri çevresinde yaşayanlar düzenli taşkınlardan sonra bozulan tarlaların sınırlarını yeniden tespit etmek için matematikten yararlanmışlardır. Bu durum kamu yönetimi örgütlenmesini oluşturarak bilimin de gelişmesine katkı sağlamıştır. Nil Nehri’nin uygarlığa diğer bir katkısı da üzerinde ulaşım yapılmasıdır. Nehrin düzenli akışı nehir taşımacılığını geliştirmiş, bu da yönetimin bölgeyi kolayca denetlemesine imkân sağlamıştır. Nil boyunca hem ticari ilişkiler rahatça yapılmış hem de vergiler kolayca toplanmıştır. Bu durum uygarlığın çok daha hızlı büyüyüp güçlenmesinde etkili olmuştur. Kendilerine özgü hiyeroglif (kutsal resim yazısı) yazısını kullanmışlardır. Yazılarını “papirüs” adı verilen bitki yapraklarına yazmışlardır. Eczacılık, kimya ve tıpta gelişmişlerdir. Matematikte “pi” sayısını bulmuş ve astronomide gelişmişlerdir.Rasathaneler kurmuşlar ve Nil Nehrinin taşma sürelerini hesaplamışlardı. Güneş yılı esasına dayalı ilk takvimi Mısırlılar yapmışlardır. Romalılar, Mısırdan aldıkları bu takvimi geliştirerek bugün kullandığımız Miladi takvimi oluşturdular.
Mısır medeniyeti, Kuzey Afrika’da Nil Nehri ve etrafında kurulmuştur. Etrafının çöllerle kaplı olması diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına neden olmuştur. Bu nedenle Mısır medeniyeti kendine özgü özelliklere sahiptir. Mısırlıların medeniyete geçişinde; neolitik yerleşmelerin varlığı, Nil Nehri ve Mezopotamya uygarlığı etkili olmuştur. Mısır’ın da Mezopotamya gibi, büyük bir taşkın nehre sahip olması, verimli topraklarından yılda iki kez ürün alınabilmesi ve uygun iklim şartlarına sahip olması uygarlığa geçişini kolaylaştırmıştır. Nil Nehri çevresinde yaşayanlar düzenli taşkınlardan sonra bozulan tarlaların sınırlarını yeniden tespit etmek için matematikten yararlanmışlardır. Bu durum kamu yönetimi örgütlenmesini oluşturarak bilimin de gelişmesine katkı sağlamıştır. Nil Nehri’nin uygarlığa diğer bir katkısı da üzerinde ulaşım yapılmasıdır. Nehrin düzenli akışı nehir taşımacılığını geliştirmiş, bu da yönetimin bölgeyi kolayca denetlemesine imkân sağlamıştır. Nil boyunca hem ticari ilişkiler rahatça yapılmış hem de vergiler kolayca toplanmıştır. Bu durum uygarlığın çok daha hızlı büyüyüp güçlenmesinde etkili olmuştur. Kendilerine özgü hiyeroglif (kutsal resim yazısı) yazısını kullanmışlardır. Yazılarını “papirüs” adı verilen bitki yapraklarına yazmışlardır. Eczacılık, kimya ve tıpta gelişmişlerdir. Matematikte “pi” sayısını bulmuş ve astronomide gelişmişlerdir.Rasathaneler kurmuşlar ve Nil Nehrinin taşma sürelerini hesaplamışlardı. Güneş yılı esasına dayalı ilk takvimi Mısırlılar yapmışlardır. Romalılar, Mısırdan aldıkları bu takvimi geliştirerek bugün kullandığımız Miladi takvimi oluşturdular.
Hint uygarlığı
Ganj,Brahmaputra ve İndus nehirleri çevresinde Hint Medeniyeti ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu bölgede elverişli iklim şartları ve verimli tarım alanları bulunmaktadır. Entansif tarım yöntemleri geliştirmişler, fili evcilleştirmişler, mimari ve yazı alanında uygarlığa katkıda bulunmuşlardır. Ülkenin tarihini coğrafi şartları etkilemiştir. Elverişli iklimi ve verimli topraklarından dolayı pek çok kavimin istilasına uğramıştır.
Ganj,Brahmaputra ve İndus nehirleri çevresinde Hint Medeniyeti ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu bölgede elverişli iklim şartları ve verimli tarım alanları bulunmaktadır. Entansif tarım yöntemleri geliştirmişler, fili evcilleştirmişler, mimari ve yazı alanında uygarlığa katkıda bulunmuşlardır. Ülkenin tarihini coğrafi şartları etkilemiştir. Elverişli iklimi ve verimli topraklarından dolayı pek çok kavimin istilasına uğramıştır.
Akdeniz uygarlıkları
Akdeniz kıyıları, medeniyetlerin ilk kurulduğu alanlardan biridir. Tarım alanlarının az olması, akarsuların varlığı, kıyılarında liman olmaya elverişli ada ve yarımadaların bulunması bu bölgede İyonya, Lidya, Yunan, Fenike ve Roma gibi birbirinden farklı medeniyetlerin kurulmasına neden olmuştur. Bu medeniyetlerden bazıları yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengin olmadıklarından deniz ticaretine yönelmişler ve ihtiyaçlarının bir bölümünü denizden karşılayarak denizci karakterli uygarlıklar kurmuşlardır.
İyonlar ve Yunanlılar zamanla gemi yapımında ustalaşmış ve Akdeniz kıyılarındaki ürünleri toplayarak ihtiyacı olan toplumlara pazarlamaya başlamışlardır. Böylece farklı uygarlıklar arasında, ticari mallar taşınırken aynı zamanda kültürel gelişmeler bir merkezden diğerine nakledilmiştir.
Akdeniz uygarlıkları yeni şehirler ve koloniler kurarken buradaki insanlar bereketli tarım alanlarının az olması nedeniyle daha geniş ticari imkân sunan sahalarda yerleşmişlerdir. Böylece kentleşme Akdeniz’in doğu kıyılarından batı kıyılarına doğru yayılmıştır.
Akdeniz kıyıları, medeniyetlerin ilk kurulduğu alanlardan biridir. Tarım alanlarının az olması, akarsuların varlığı, kıyılarında liman olmaya elverişli ada ve yarımadaların bulunması bu bölgede İyonya, Lidya, Yunan, Fenike ve Roma gibi birbirinden farklı medeniyetlerin kurulmasına neden olmuştur. Bu medeniyetlerden bazıları yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengin olmadıklarından deniz ticaretine yönelmişler ve ihtiyaçlarının bir bölümünü denizden karşılayarak denizci karakterli uygarlıklar kurmuşlardır.
İyonlar ve Yunanlılar zamanla gemi yapımında ustalaşmış ve Akdeniz kıyılarındaki ürünleri toplayarak ihtiyacı olan toplumlara pazarlamaya başlamışlardır. Böylece farklı uygarlıklar arasında, ticari mallar taşınırken aynı zamanda kültürel gelişmeler bir merkezden diğerine nakledilmiştir.
Akdeniz uygarlıkları yeni şehirler ve koloniler kurarken buradaki insanlar bereketli tarım alanlarının az olması nedeniyle daha geniş ticari imkân sunan sahalarda yerleşmişlerdir. Böylece kentleşme Akdeniz’in doğu kıyılarından batı kıyılarına doğru yayılmıştır.
Çin uygarlığı
Sarı ve Gök ırmak çevresinde kurulmuşlardır. Bu alanlar verimli topraklar bulunmaktadır. Güneybatısı ormanlık yüksek dağlarla, Kuzeybatısı da bozkırlar ve çöllerle sınırlı olan Çin de dışa kapalı ve özgün bir medeniyetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tıp, matematik ve astronomi alanında da ileri gitmişlerdir. Çinliler kendilerine özgü bir yazı kullanmışlar, barut, pusula, kağıt, matbaa ve mürekkebi icat ederek dünya medeniyetinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Porselen yapımı, ipekli dokumacılıkta ileri gitmişlerdir. Hun saldırılarına karşı Çin Seddi’ni yapmışlardır.
Sarı ve Gök ırmak çevresinde kurulmuşlardır. Bu alanlar verimli topraklar bulunmaktadır. Güneybatısı ormanlık yüksek dağlarla, Kuzeybatısı da bozkırlar ve çöllerle sınırlı olan Çin de dışa kapalı ve özgün bir medeniyetin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Tıp, matematik ve astronomi alanında da ileri gitmişlerdir. Çinliler kendilerine özgü bir yazı kullanmışlar, barut, pusula, kağıt, matbaa ve mürekkebi icat ederek dünya medeniyetinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Porselen yapımı, ipekli dokumacılıkta ileri gitmişlerdir. Hun saldırılarına karşı Çin Seddi’ni yapmışlardır.
Maya uygarlığı
Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika’nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala’ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür. Maya dilini oluşturmuşlardır. Mayalar astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık oluşturmuşlardır. Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa etmişlerdir. Taş işlemeciliğinde ileri gitmişlerdir. Piramitler, tapınakları, saraylar,dikili taşlar,top sahaları gibi büyük yapılar inşa etmişlerdir. Kullandıkları taş, genellikle kireç taşıdır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Çömlekçilik ve seramik yapımında uzmanlaşmışlardır. Entansif tarım sistemlerini kullanmışlardır. Yazı, sayı sistemi ve “Uzun Hesap” denilen takvim sistemini oluşturmuşlardır. Şehircilikte ileri gitmiş ve birçok şehri meydana getirmişlerdir. Akarsu, dere, göllerde ve denizlerde kanolarla taşımacılık(denizcilik) yapmışlar ve ticaretle uğraşmışlardır.Kendilerine has dilleri mevcuttu. Yazıyı, sıfırı da içine alan bir sayı sistemini ve astronomiye dayanan takvimi kullanıyorlardı. Dikkat çekici eserler inşâ etmişlerdi.
Maya uygarlığı Amerika kıtasındaki Kolomb-öncesi uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika’nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala’ya kadar uzanan bir bölgede hüküm sürmüştür. Maya dilini oluşturmuşlardır. Mayalar astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık oluşturmuşlardır. Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa etmişlerdir. Taş işlemeciliğinde ileri gitmişlerdir. Piramitler, tapınakları, saraylar,dikili taşlar,top sahaları gibi büyük yapılar inşa etmişlerdir. Kullandıkları taş, genellikle kireç taşıdır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Çömlekçilik ve seramik yapımında uzmanlaşmışlardır. Entansif tarım sistemlerini kullanmışlardır. Yazı, sayı sistemi ve “Uzun Hesap” denilen takvim sistemini oluşturmuşlardır. Şehircilikte ileri gitmiş ve birçok şehri meydana getirmişlerdir. Akarsu, dere, göllerde ve denizlerde kanolarla taşımacılık(denizcilik) yapmışlar ve ticaretle uğraşmışlardır.Kendilerine has dilleri mevcuttu. Yazıyı, sıfırı da içine alan bir sayı sistemini ve astronomiye dayanan takvimi kullanıyorlardı. Dikkat çekici eserler inşâ etmişlerdi.
İnka Uygarlığı
İnkalar, Büyük Okyanus kıyısına paralel uzanan And sıradağları üzerinde 12-16. yüzyıllar arasında yaşamış ve büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Bu bölge çok değişik iklim ve doğa koşullarını içermekteydi. İnkaların yaşadıkları And Dağları’nın batı kıyısında çöl ve vadiler yer alırken kuzeydoğu kesimleri tropikal yağmur ormanlarıyla kaplıydı.
İnkalar, şehirlerini ve kalelerini, dini inançları nedeniyle korumak ve savunabilmek için And Dağları’nın yüksek kesimlerdeki dik ve sarp yamaçlara inşa etmişlerdi. Bu yapılardaki devasa taş bloklar çok hassas ve düzgün bir şekilde birbirleriyle birleştirilmiştir. Taş işçiliğinde ileri gitmişlerdir.
İnkalar bulundukları bölgenin coğrafi konumu nedeniyle güneşin hareketleri konusunda uzmanlaşmışlar ve güneş saatini yapmışlardır. Yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklindeki altın yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar, güneşin yıllık hareketlerini incelemişlerdir. Patates tarımını ilk yapan medeniyettir. Tarımda teraslama yöntemi ve diğer entansif tarım tekniklerini kullanmışlardır. Sözlü edebiyatları olup, yazıları yoktu. Mısır ve patates yetiştirip, sekiler üzerinde tarım yaparlardı. Ülkede mükemmel bir yol şebekesi vardı.
İnkalar, Büyük Okyanus kıyısına paralel uzanan And sıradağları üzerinde 12-16. yüzyıllar arasında yaşamış ve büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Bu bölge çok değişik iklim ve doğa koşullarını içermekteydi. İnkaların yaşadıkları And Dağları’nın batı kıyısında çöl ve vadiler yer alırken kuzeydoğu kesimleri tropikal yağmur ormanlarıyla kaplıydı.
İnkalar, şehirlerini ve kalelerini, dini inançları nedeniyle korumak ve savunabilmek için And Dağları’nın yüksek kesimlerdeki dik ve sarp yamaçlara inşa etmişlerdi. Bu yapılardaki devasa taş bloklar çok hassas ve düzgün bir şekilde birbirleriyle birleştirilmiştir. Taş işçiliğinde ileri gitmişlerdir.
İnkalar bulundukları bölgenin coğrafi konumu nedeniyle güneşin hareketleri konusunda uzmanlaşmışlar ve güneş saatini yapmışlardır. Yüksek kayalıklara yerleştirdikleri elips şeklindeki altın yansıtıcılarla astronomik gözlemler yapmışlar, güneşin yıllık hareketlerini incelemişlerdir. Patates tarımını ilk yapan medeniyettir. Tarımda teraslama yöntemi ve diğer entansif tarım tekniklerini kullanmışlardır. Sözlü edebiyatları olup, yazıları yoktu. Mısır ve patates yetiştirip, sekiler üzerinde tarım yaparlardı. Ülkede mükemmel bir yol şebekesi vardı.
Aztek uygarlığı
15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Büyük bir imparatorluk kurabilmelerinin temelinde, kullanılabilir tüm toprakların entansif biçimde ekildiği, gelişkin bir sulama ve bataklık kurutma sistemine dayalı olağanüstü tarım düzenleri yatar. Bu yöntemlerle sağlanan yüksek verimlilik, zengin ve kalabalık bir ülkenin doğmasını sağlamıştır. İnkalar, çatıları tahta kirişler üzerine saman örtülü, altın süslemeli büyük taş kaleler ve tapınaklar yapmışlardır. Taş işçiliği ve mimaride ileri gitmişlerdir. Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi. Aztek kültürü kendisini, tarıma bağlı ekonomi, dokumacılık, çanak çömlek yapımı metalurjide başlangıç, sayılar, piramit şeklinde yapılar, takvim sistemi, resim yazısı, şehir devlet organizasyonu ve dini faaliyetlerde göstermiştir.
15. yüzyıl ile 16. yüzyıl başlarında, bugünkü Meksika’nın orta ve güney kesimlerinde büyük bir imparatorluk kurmuşlardır. Büyük bir imparatorluk kurabilmelerinin temelinde, kullanılabilir tüm toprakların entansif biçimde ekildiği, gelişkin bir sulama ve bataklık kurutma sistemine dayalı olağanüstü tarım düzenleri yatar. Bu yöntemlerle sağlanan yüksek verimlilik, zengin ve kalabalık bir ülkenin doğmasını sağlamıştır. İnkalar, çatıları tahta kirişler üzerine saman örtülü, altın süslemeli büyük taş kaleler ve tapınaklar yapmışlardır. Taş işçiliği ve mimaride ileri gitmişlerdir. Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi. Aztek kültürü kendisini, tarıma bağlı ekonomi, dokumacılık, çanak çömlek yapımı metalurjide başlangıç, sayılar, piramit şeklinde yapılar, takvim sistemi, resim yazısı, şehir devlet organizasyonu ve dini faaliyetlerde göstermiştir.
0 yorum:
Yorum Gönder